Gelin baştan aşağı altınlarla donatılmıştı.
Sonra tartışma başladı:
“Bu kadar altın nereden geldi?”
Mehmet Fatih Tançalan’ın savcılık ifadesine yansıyan anlatımına göre düğünde takılan altınların bir kısmı kuyumcudan emanet alınmış, düğünün ardından iade edilmişti. Lüks yaşam görüntülerinin kaynağı için de sponsorluklardan söz edilmişti.
O günlerde meseleye biraz da “sosyal medya gösterişi” penceresinden baktık.
Meğer asıl hikâye başka bir yerdeymiş.
Zula bu kez otomobil çıktı
Bugün ortaya çıkan yeni operasyon, dosyanın boyutunu bambaşka bir noktaya taşıdı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Sarıyer Maslak'ta bulunan iki otomobilde arama yapıldı.
Araçlardan 16 milyon 440 bin euro ve 700 bin dolar çıktı.
DHA'nın haberine göre bu paraların toplam karşılığı yaklaşık 934 milyon TL. İki otomobile de el konuldu ve bir kişi gözaltına alındı.
Yani düğünde gördüğümüz takılar üzerinden başlayan hikâyenin bugün geldiği nokta şu:
Takılar tartışılırken otomobillerden yüz milyonlarca liralık döviz çıktı.
Ve insan ister istemez soruyor:
Daha ne var?
Bu sorunun cevabını bugün kimse bilmiyor.
Zaten soruşturmanın amacı da tam olarak bunu ortaya çıkarmak.
Asıl mesele para miktarından daha büyük
934 milyon TL çok büyük bir rakam.
Ama bence bu olayın en çarpıcı tarafı sadece rakam değil.
Asıl çarpıcı olan, bu kadar büyük miktarda nakit paranın iki otomobilin içerisinde saklandığının iddia edilmesi.
Bankada değil.
Şirket hesabında değil.
Gayrimenkulde değil.
Bir finansal yatırım aracında değil.
İki otomobilde.
Üstelik soruşturma, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” iddiası üzerinden yürütülüyor. Paranın kaynağı ve suçtan elde edilen gelirlerle bağlantısı henüz soruşturma konusu. Dolayısıyla burada kesinleşmiş bir suç hükmünden değil, devam eden bir adli süreçten söz ediyoruz.
Bu ayrımı özellikle yapmak gerekiyor.
Çünkü sosyal medya çağında insanlar birkaç görüntüden hüküm vermeye çok alıştı.
Oysa mahkemenin işi başka.
Gazetecinin işi de başka.
Sosyal medyanın yeni zenginlik yarışması
Burada daha geniş bir mesele var.
Sosyal medya bize yeni bir zenginlik dili öğretti.
Lüks otomobiller...
Özel jetler...
Milyonluk düğünler...
Saatler...
Takılar...
Villalar...
Yurt dışı tatilleri...
Ve bütün bunların sürekli olarak kameraya gösterilmesi.
Bir dönem insanlar zenginliğini saklamaya çalışırdı.
Şimdi zenginlik, gösterilmediği zaman neredeyse eksik kabul ediliyor.
“Ne kadar zenginsin?” sorusunun yerini,
“Ne kadar zengin görünebiliyorsun?”
sorusu aldı.
İşte tehlikeli taraf da burada başlıyor.
Çünkü gerçek servet ile gösterilen servet arasındaki mesafe büyüdükçe, toplumun “normal” kabul ettiği hayat standardı da değişiyor.
Bir tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insan...
Diğer tarafta sosyal medyada milyonluk hayatların normalleştirildiği bir dünya.
“Ödünç takı” meselesi neden bu kadar konuşuldu?
Çünkü o görüntüler insanların zihninde çok güçlü bir hikâye oluşturdu.
Gelinlik, altınlar, gösterişli düğün...
Ardından “takılar emanet” açıklaması geldi.
Şimdi ise soruşturma kapsamında otomobillerden yüz milyonlarca liralık döviz çıktığı haberleri geliyor.
Üstelik düğünde ele geçirilen takılarla ilgili basına yansıyan bir bilirkişi incelemesinde, 97 parçanın 76'sının altın olmadığı da bildirildi. Bu bilgi de dosyanın başından beri kamuoyunda dolaşan “altın” görüntülerinin ayrıca teknik olarak incelendiğini gösteriyor.
Bütün bunlar bize bir şeyi hatırlatıyor:
Sosyal medya görüntüsü delil değildir.
Gösteriş de servetin kaynağını açıklamaz.
Ödünç takı da açıklamaz.
Sponsor açıklaması da tek başına açıklamaz.
Asıl soru her zaman aynıdır:
Bu servetin kaynağı nedir?
Ve şimdi gözler soruşturmada
Bugün itibarıyla bildiğimiz şey net:
İki araçta yaklaşık 934 milyon TL karşılığı döviz ele geçirildi.
16 milyon 440 bin euro.
700 bin dolar.
64 bin 700 adet döviz banknotu.
İki otomobile el konuldu.
Bir şüpheli gözaltına alındı.
Ve soruşturma devam ediyor.
Bundan sonrası sosyal medyanın değil, soruşturmanın işi.
Paranın kaynağı ne?
Kimlerle bağlantılı?
Başka nerelerde para var?
Başka araçlar var mı?
Başka hesaplar, şirketler veya varlıklar var mı?
Bunların hiçbirine bugün kesin cevap vermek mümkün değil.
Ama şu kesin:
Biz düğündeki takılara bakarken, hikâyenin çok daha büyük bir kısmı başka yerdeymiş.
Ve insan ister istemez şu cümleyi kuruyor:
“Meğer mesele ödünç takılar değilmiş; zula otomobillerdeymiş.”
Fakat dosyanın bundan sonraki bölümünü manşetler değil, deliller belirleyecek.
Çünkü bu ülkede artık sadece “Bu kadar para nereden geliyor?” sorusunu değil,
“Bu kadar parayı kim, neden ve nasıl saklıyor?”
sorusunu da sormamız gerekiyor.
Çünkü gösterişin sınırı olmayabilir.
Ama paranın kaynağının mutlaka bir açıklaması olmak zorunda.